Turkish Petroleum Company – TPC

1850’lerden itibaren Batı’nın tanıdığı ama stratejik önemini kavrayamadığı petrol, o sırada dünyada sadece üç yerde yeryüzüne çıkarılıyordu: ABD’de Teksas eyaletinde, Romanya’da Ploeşti‘de ve Azerbaycan’da Bakü‘de. 1860’larda Petrol ancak gazyağı olarak aydınlatma amacıyla kullanılıyordu.

Osmanlı neft (petrol) gerçeğini ise çok daha önceden biliyordu. IV. Murat döneminde, 1628’de Kerkük’ün “neft” bölgelerinin imtiyazını Kerkük’ün önde gelen Türk ailelerinden Neftçioğulları’na bahşetmişti. 1881’de İngiliz gezgin William d’Arcey, Kerkük ve çevresini adım adım dolaşmış, bölgede petrol bulunduğunu, halkın bu maddeyi yakarak aydınlandığını görmüş, dönüşünde de izlenimlerini hükümete ve işadamlarına uzun uzun anlatmıştı. Derhal harekete geçen İngiliz şirketleri Osmanlı’ya işletme hakkı izni için baskı yapmaya başlamışlardı. Onları Almanya’nın girişimleri izlemişti.

İngiltere’nin Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü koruma politikasından vazgeçmesiyle, Sultan Abdülhamid yeni güç olan Almanya’yı uluslararası alanda müttefiki olarak görmekteydi. Almanya’ya 1888’de Berlin-Bağdat demiryolu yapma imtiyazının verilmesi en önemli göstergeydi.

1890 ve 1898 yıllarında Sultan II. Abdülhamid Musul ve çevre bölgelerini “Memalik-i Şahane” (Padişahın özel mülkü) ilan etti. Bunu kimine göre Kalust Gülbenkyan’ın yönlendirmesiyle kimine göre bu değerli toprakların yabancıların eline geçmesini engellemek için yapmıştı.

Iraq Oil Company

Ancak 1908’deki II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki yönetime el koydu ve iktidara geldi. Bu her şeyi değiştirdi. Çünkü yeni yönetim II. Abdülhamit’in “Memalik-i şahane” sini Ticaret ve Ziraat Nezareti’ne devretti. Sonra da Hazine’ye. Çünkü çıkaracağı borçlanma kağıtlarına teminat olarak gösterebileceği bir yer arıyordu.

Yeni siyasi değişikliklerden endişe duyan İngilizler 1910 yılında, aslında İngilizlerin sahibi olduğu Türk Ulusal Bankası’nı (Turkish National Bank) kurdu.

İttihat ve Terakki, Musul yakınlarındaki Aynılgazel’deki petrol yataklarını Almanlar’a bir yıllığına kiraladı. İşletmenin finansmanını Deutsche Bank sağladı. Tabii İngiltere ayağa kalktı ve hakkını istedi. Yönetim, görüşmeleri yürütmek üzere Maliye Nazırı Cavit Bey’i Londra’ya gönderdi. Cavit Bey, konunun uzmanı Kalust Gülbenkyan‘ı da yanında götürdü. Ancak Sadrazam Sait Halim Paşa kısa süre sonra Cavit Bey’i acilen İstanbul’a çağırınca müzakereleri yürütme ve sonuçlandırma yetkisi Gülbenkyan’a verildi.

1912’de Alman doğumlu bir İngiliz bankacısı olan ve İstanbul’da büyük etkisi olan Sir Ernst Casel, Londra’da Türkiye Petrol Şirketi’ni (TPC – Turkish Petroleum Company) tescil ettirdi.

1914’te şirketin sermayesi 160.000 Sterlin oldu ve hisse yapısı şekillendi; %50’si Turkish National Bank ve D’Arcy Group, %25 Deutsche Bank ve %25 Anglo-Saxon Oil Company (günümüzdeki Royal Dutch-Shell) paylaştılar. TPC deki Royal Dutch-Shell’in %2,5 hissesi ve D’Arcy Grubu’nun %2,5 hissesi toplamda %5’lik hisse Gülbenkyan’a verildi. Böylece Gülbenkyan “Bay Yüzde Beş” ününü kazandı.

Bununla birlikte, TPC sadece kağıt üzerinde bir şirketti. 1914 yılında, İngiliz ve Alman büyükelçilerinin isteği üzerine, Sadrazam Said Halim Paşa, Musul ve Bağdat illerinde petrol aramaları için TPC’ye izin vermesine rağmen, yasal haklar ve sözleşme koşulları belirtilmemiştir. Aynı günlerde Avusturya Prensi Franz Ferdinand Saraybosna’da öldürüldü ve sonraki dört yıl boyunca Avrupa’yı işgal eden I. Dünya Savaşı başlamış oldu.

Irak’ın zengin petrol yataklarının paylaşım kavgası verilirken ortada ne bir rafineri ne de çıkartılmış bir varil petrol vardır. Kâğıt üstünde kalan imtiyazın kaderini I. Dünya Savaşı çizdi. I. Dünya Savaşı patlayınca, Almanlar’ın hissesi donduruldu ve İngiliz hükümetine emanet edildi. Gülbenkyan, savaştan sonra Fransa’ya o hisselere “Harp tazminatı” olarak el koymasını tavsiye etti. Böylece Fransa da Ortadoğu’nun petrol arenasında yerini almış oldu.

I. Dünya Savaşı sırasında, Musul’un geleceği ile ilgili gizli antlaşmalar da yapılmıştır. 16 Mayıs 1916 Sykes-Picot Antlaşması bunlardan biridir ve petrol bölgelerinin emperyalist devletler tarafından paylaşımını öngörmekteydi.

İngilizler 11 Mart 1917’de Bağdat ve 7 Mayıs 1918’de Kerkük’ü işgal etti. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesi gereği de 8 Kasım 1918’de de Musul işgal edildi.

Savaş sona erdiğinde, Almanya ve Osmanlı Devleti yenildi. Artık Osmanlı yoktu. Ortadoğu çeşitli devletlere bölündü. Mezopatamya bölgesinde Irak adı verilen İngiliz egemenliği altında ayrı bir devlet kuruldu. İngilizler, Osmanlı’ya karşı savaşan Sünni Arap Faysal’ı Irak’ın başına geçirdi. 1921’de Sultan Faysal, Irak’ın ilk hükümdarı oldu ve 1933’e kadar ülkeyi yönetti.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Müttefikler, Deutsche Bank’ın TPC’deki payını kamulaştırdı ve 1920’deki San Remo Konferansı sırasında onları Fransız Hükümetine devretti. San Remo Petrol Anlaşması, Amerikan petrol şirketlerini TPC’ye katılmasını engelledi. Bu, Avrupalıların yabancı petrol kaynaklarına kolayca erişmelerini ve dünya pazarına ucuz Orta Doğu petrolü’nü satacakları gerçeğini doğurdu. Amerika buna sessiz kalamazdı.

Tam o yıllarda yerli petrol kaynaklarında ve üretiminde ciddi bir kıtlık korkusu yaşayan ABD petrol şirketleri denizaşırı kaynaklar arıyorlardı ve hükümet, İngiltere’yi Orta Doğu sömürgelerindeki işletmeler için Açık Kapı Politikası‘nı kabul etmeye çağırıyordu. New Jersey Standard Oil Company’nin başkanı Walter Teagle, TPC yetkilileri ile sürekli temas halindeydi. Sonunda, İngilizler Mezopotamya’daki petrol girişimlerinin Amerikan sermayesi, teknolojisi ve politik desteği ile daha kolay olacağı sonucuna vardılar.

Yedi Kızkardeşler  Petrol şirketleri (Seven Sisters)

– New Jersey Standart Oil Company (daha sonra Exxon oldu)
– New York Standart Oil Company (Socony, daha sonra Mobil oldu)
– California Standart Oil Company (Socal, daha sonra Chevron oldu)
– Texas Oil Company (daha sonra Texaco oldu)
– Gulf Oil (daha sonra Chevron ile birleşti)
– Anglo-Persian Oil Company (daha sonra BP British Petroleum oldu)
– Anglo-Saxon Oil Company (Royal Dutch-Shell oldu)

24 Mart 1925’te, TPC, Irak hükümetinden yeni bir resmi imtiyaz aldı ve kısa bir süre sonra, Amerikan, İngiliz ve Fransız jeologları ile büyük bir jeolojik sefer düzenlendi.

TPC, 5 Nisan 1927’de Palkhana’da iki kuyu ve diğerleri Kerkük’te olmak üzere toplam dört kuyu açmaya karar verdi. Bunlardan sadece Kerkük’teki Baba Gurgur Irak’ın ilk fışkıran petrol kuyusu (gusher) oldu. Bu kuyu TPC’nin ilk Baş Jeoloğu olan John M. Muir tarafından seçildi. Baba Gurgur No. 1, 30 Haziran 1927’de kazıldı ve 14 Ekim 1927 sabahı kuyudan bir fışkırma ile petrol geldi. Günde 95.000 varil petrol fışkırıyordu.

31 Temmuz 1928’de Belçika’nın Ostend kentinde TPC hisseleri 4 büyük petrol devi şirket arasında dağıtıldı: Anglo-Persian Oil Company (APOC, günümüzdeki BP British Petroleum), Anglo-Saxon Oil Company (günümüzdeki Royal Dutch Shell), Compagnie Française de Petrole (günümüzdeki Total grubu) ve Near East Development Corporation (New Jersey Standard Oil, Socony, Gulf Oil, Pan-American ve Arco Amerikan petrol şirketleri). Hepsinin yüzde 23.75’lik hissesi oldu. Kalan yüzde 5 ise Kalust Gülbenkyan’a verildi. Bu yüzden ünvanı Bay Yüzde Beş (Mr. Five Percent) olarak kaldı.

TPC üyeleri arasındaki hiçbir katılımcı, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş öncesi sınırlarından tam olarak emin değildi. Coğrafya bilgisi çok iyi olan Kalust Gülbenkyan eline bir kırmızı kalem alıp Orta Doğu haritasında sınırları çizdi. Bu nedenle bu anlaşmaya “Red Line Aggreement” denildi.

Red Line Anlaşmasının en önemli özelliği, “kendi kendini inkar etme” maddesiydi. Katılımcı şirketlerin, diğer üyelerin onayını almadıkları sürece, TPC’yi oluşturan bölgede kendi kendilerine petrol sahalarını araştırıp kuyu açamayacaklardı. Her ne kadar TPC üyeleri Red Line Anlaşması’nı kabul etmiş olsalar da bu daha sonraki yıllarda kendi aralarındaki çatışmaların nedeni olacaktı.

1927 Kerkük petrol keşfi Irak için tarihi bir olaydı ve Orta Doğu petrol endüstrisi için bir dönüm noktasıydı. 1929’da TPC resmen adını Irak Petrol Şirketi (IPC – Iraq Petroleum Company) olarak değiştirdi ve ertesi yıl Irak İngiltere’den bağımsızlığını aldı.

Kerkük sahasının keşfi gerçekten de TPC için çok önemliydi. 1930’un sonunda Kerkük’te 20 adet petrol kuyusu açıldı, Irak’ın diğer bölgelerinde açılan sayısız kuyu ise ta ki 1937’de Ain Zaleh alanı keşfedilene kadar hiç petrol üretemedi.

1931’de Irak hükümetii Irak Petrol Şirketi IPC ile yeni bir anlaşma imzaladı ve Anlaşmaya göre IPC şirketi üretilen her 1 ton petrol için dört şilin (altın) telif ücreti ve ilk 20 yıl için  yıllık en az 400.000 Sterlin devlete ödeyecekti.

IPC, Trablus (Lübnan) ve Hayfa’daki (daha sonra Filistin’deki) rafinerilere petrol taşıyan boru hatlarının yapımını tamamladı ve Kerkük sahasından petrol ihracatı 1934’te resmen başlamış oldu. Kerkük bölgesi, halen Irak’ın en büyük petrol sahasıdır ve 12 milyar varilden fazla petrol vardır. Alanda bugüne kadar yaklaşık 500 petrol kuyusu açılmıştır.

1932 yılındaki anlaşma ile Dicle’nin doğusundaki IPC faaliyetleri yeniden tanımlandı ve Irak’ın kuzeybatı kısmını yeni bir konsorsiyuma devredildi adı da Musul Petrol Şirketi oldu. 1938’de de Basra Petrol Şirketi Güney Irak’ta faaliyete geçti. Irak’ın petrol endüstrisinin çekirdeğini inşa eden bu üç kardeş şirket, 1973 yılında Saddam Hüseyin tarafından kamulaştırılarak Irak devletinin kontrolüne geçti.

 

Kaynaklar:

https://www.geoexpro.com/articles/2013/06/once-upon-a-red-line-the-iraq-petroleum-company-story
https://history.state.gov/milestones/1921-1936/red-line
https://erenow.net/modern/theepicquestforoilmoneyandpower/11.php
https://www.mtholyoke.edu/acad/intrel/Petroleum/redline.htm
http://countrystudies.us/iraq/53.htm
https://www.geoexpro.com/articles/2019/03/mr-five-per-cent-calouste-gulbenkian

Onur Akdoğan | Mayıs 2019