Şeyh Bedrettin

Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Mahmud: 14-15.yy Düşünür ve eylem adamı.

Kesin olmayan tarihlere göre Şeyh Bedreddin 1359 yılında Edirne’nin kuzeyinde Eskizagna-Kızanlık yolu üzerinde Simavna kasabasında doğmuştur. Eğitimine de Edirne’de başlamıştır. Sonra Bursa kadısı Koca Mahmud efendiden, daha sonra da Konya’da Allame Feyzullah’dan ders almıştır. Bu derslerle fıkıh, hadis, kelam, belagat, tefsir gibi eğitiminlerini tamamlar.

Sonra ilk olarak Suriye’ye, sonrasında Kahire’ye gitmiştir. Mısır Kahire’de Muhammed Bin Ekmeleddin, Hacı Paşa, Ozan Ahmedi, Şemsettin Fenari gibi islam düşüncesinin o çağda önemli aydınları arasında yer alıp, 20 yıl boyunca Kahire’de yaşar.

Kahire’de inziva halinde yaşayan Şeyh Hüseyin Ahlati‘den de tasavvuf eğitimi alır. Şeyh Ahlati Alevidir. Şeyh Bedreddin ise, aldığı eğitim çerçevesinde Sünnidir. Ancak aradan geçen zaman Şeyh Bedreddin’i Alevi anlayışa doğru sürüklemiştir. Onun emriyle önce 1402 yılında Tebriz’e gider. Tebriz’de bir rivayete göre Timur onu kızıyla evlendirip şeyhülislâm yapmak istemişse de o bir an önce şeyhi Ahlatlı Hüseyin’e dönmek istediğinden Timur’un bu arzusunu yerine getirememiştir. Tebriz sonrasında Kazvin’e giderek Bâtınî inancını da öğrenerek Kahire’ye döner. Şeyh Bedreddin, Memlûk sultanı Berkuk’ un saygı gösterdiği Hüseyin Ahlatî’nin tavsiyesiyle sultanın oğlu Ferenc’in hocalığına tayin edilir ve 3 yıl bu görevine devam eder. Burada bulunduğu sırada fıkıh eserlerini de yazmaya başlamıştır.

1397’de Şeyh Hüseyin Ahlati öldükten sonra onun yerine geçer. Bu görevi fazla uzun sürmez. Şam, Halep, Karaman, Konya, Aydın, Tire ve İzmir’e uğrar ve 1406 yılında Edirne’ye gelir.

Bu zamanlar Osmanlı’nın taht kavgaları yaşanmaktadır. Fetret devridir. İlk olarak Şehzade Musa Çelebi bu kavgadan “galip” çıkarak Edirne’yi ele geçirir ve sultanlığını ilan eder. Şeyh Bedrettin, Musa Çelebi tarafından 1411 yılında kazasker olarak tayin edilir. Yani Hakim (yargıç) olmuştur. Orduda adaleti sağlama görevi ondadır. 3 yıl bu görevde kalır.

Şehzade Çelebi Mehmet, kardeşi Musa Çelebi karşısında galip gelip 1413 yılında hükümdar olunca Şeyh Bedreddin’i kazaskerlik görevinden alınır, ilim ve erdemine saygı duyulduğundan maaş bağlanarak İznik’e sürgüne gönderilir.

Şeyh Bedreddin, eski müritleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal‘in faaliyetlerini Aydın ve Manisa bölgelerinde arttırdıklarını duyunca hacca gitmek bahanesiyle çocuklarını bırakarak önce Kastamonu’ya, oradan da Sinop’a geçer.

İnsanlar taht kavgalarından dolayı huzursuzdur. Bu huzursuzluğunun yanında Osmanlının baskıları da eklenince bıkkınlık artar. Şeyh Bedreddin’in de insanlara vaat ettiği düşünceler bu çerçevededir. Bedreddin sevgiyi, insanın bütün kötülüklerden kurtulması, yücelmesi ve Tanrı katına yükselmesi olarak anlar. Eşitlik ve kardeşlik düşüncesini hep ön planda tutar. Bu anlamıyla döneminin devrimci önderlerindendir. Bu önderlik Anadolu topraklarında bir kesişme noktası olmuştur.

Bedreddin cenneti dünyada arayanlardandır. Varidat adlı eserinde Tanrıyı “Bütün işlerin kendi özünden doğması, olgunluk nitelikleriyle nitelenmiş olması yüzünden salt varlık” olarak açıklarken, “salt varlığa” yüklenen “yalnız kendisiyle, kendi özü ile varolan, başka bir nesnenin varlığını gerektirmeyen varlık” anlamıyla, hem yaratılmanın hem de yoktan varolmanın reddiyle, her insanın Tanrı’nın dünya üzerindeki görünümü olduğu biçimde açıklar.

Bu anlayış İslama, şeriat ilkelerine tamamen aykırıdır. Biraz daha açarsak Şeyh Bedreddin, yeniden dirilişi “bir gövde ile ayrıntıları, dağılıp yokolduktan sonra yeniden eski biçimine dönmez, yeniden birleşip bütünleşemez, var olamaz” diyerek ret eder.

Bu görüşler Anadolu’ya yayılır. Bunda en önemli rol de Şeyh Bedreddin’in müritlerinden özellikle Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’dir. Anadolu’nun değişik kentlerinde örgütlenme çalışmaları yapan bu insanlar Şeyh Bedreddin’e oldukça insan kazandırmıştır. Börklüce Mustafa; Aydın’da, Torlak Kemal ise Manisa’da Osmanlı ordusuna karşı direnişler gerçekleştirmektedir.

Kazaskerliği sırasında kethüda olarak yanına aldığı Börklüce Mustafa, Bedreddin’in sürgüne gitmesiyle beraber Aydın’a döner. Burada Osmanlı idaresinden memnun olmayan köylüleri ve yoksul dervişleri etrafına toplayarak isyan eder. İsyanın merkezi Karaburun Yarımadası’dır. İsyancıların sayısını Bizanslı tarihçi Dukas 6.000, Osmanlı tarihçilerinden Şükrullah bin Şehabettin 4.000, İdris-i Bitlisî ise 10.000 olarak verir. İsyanı bastırmak üzere harekete geçen Saruhan Beyinin ordusu bozguna uğrar. Bunun üzerine Sultan Çelebi Mehmed (I. Mehmed) oğlu Murat ile veziri Beyazıt Paşa’yı bölgeye yollar. İsyan bastırılır, isyancılar Börklüce Mustafa’nın gözü önünde kılıçtan geçirilir. Börklüce Mustafa ise bir deve üzerinde çarmıha gerilerek öldürülür ve şehirde dolaştırılır.

Bu yenilgiden sonra Şeyh Bedreddin gizlice Sinop limanından Rumeli’ye kaçar ve Deliorman bölgesinde Alevi Türkmenlerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki propaganda faaliyetleri yürütür. Burada Osmanlı Ordusuna esir düşer ve padişah I. Mehmed’in huzuruna getirilir. I. Mehmed, Şeyh Bedreddin’in idamını infaz etmeden önce ulemaya danışır ve fetva ister. Şeyhülislam ve beraberindekilerin kararı idam olmuştur. Serez Çarşısı’nda, 1420’de idam edilir.

Varidat, Camiu’l-fusulin, Letai’fü’l-işarât, et Teshil, Meserretü’l-kulûb, Ukudü’l-cevahir, Çerağu’l-fütuh, Nurü’l-kulub isimli eserleri bırakmıştır.

Alevi isyan ve ayaklanma tarihinin en önemli halkalarından birini Şeyh Bedreddin oluşturur.

 


“Zaman ve mekanın tesiriyle dinlerde uyuşmazlık görülür. Fakat kök bakımından dinlerin aralarında temel bir fark yoktur, anlaşmazlık sadece ayrıntılardadır. Fakat bu onların hak dini olmalarına zarar vermez. Asıl birdir, ibadetlerin şeklinde takılmak anlamsızdır çünkü hepsi aynı yola çıkar.”

“Tanrı dünyayı yarattı ve insanlara verdi. Demek ki; dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır.”

Şeyh Bedreddin’in müritlerinden Börklüce Mustafa, bazı kaynaklara göre, Sakız Adası yörelerinde Hristiyanlar ve keşişlerle ilişki kurup, onlara Şeyhin görüşlerini açıklamış, böylece belki de o güne kadar dini farklılıkların üstünü örttüğü “hak edilmiş bir ortak yaşantı” kurmak amacıyla ortak davranma yollarını araştırmıştı.

Bedreddin’i diğer ayaklanmalardan ayıran fark kolektif emeği savunması ve emeğe verdiği değerdir. Sömürünün ortadan kalkmasıdır. Eşit, ezilen-ezen çelişkisinin yaşanmadığı bir dünya özlemidir. Bedreddin’e göre, dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Bedreddin bu bağlamda derki “Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır.”

Ayrıca bir farkı da 13. yüzyıl boyunca Anadolu’daki ayaklanmaların öncüsü, esin kaynağı olmasıdır. Devlet düzenini zora dayanarak sarsmasıdır. Devletle çatışarak yaşamını kaybetmesidir. Mısır’da aldığı eğitimin bunda oldukça etkisi olmuştur. Bu süreç, Bedreddin’i uğrunda canını kaybettiği eşitlikçi-devrimci düşüncelere yöneltmiş, tanrısal gerçeklere varmanın yolunu ancak Tanrı ile kurulacak yakınlık sonucu Tanrı ışığının içe doğuşundan geçtiği, insanın Tanrı ile özdeşleştiği ve cennetin ancak bu dünyada kurulabileceği fikrine ulaştırmıştır. Bu da Bedreddin’le, aynı kanıları paylaşmayanlar tarafından dinsiz, sapkın ve asi ilan edilmesini sağlamıştır. Aynı zamanda yeryüzünde olduğunu iddia ettiği cennete erişmek isteyen, çünkü cehennemi yeryüzünde bulmuş olan ezilenlere yol gösterdiği için, egemenler tarafından bir kargaşalık kaynağı olarak algılanmasının gerekçelerini yaratmış, egemenler katında kargaşalığın kaynağı olarak gösterilmesine yetmiştir.

Ayrıca İslam dininde Tanrı ile kul arasında kurulan ilişkilerin başında gelen ibadet, islam geleneğinde Tanrı’ya bağlanmak, kulluk etmek biçiminde geçerken, Bedreddin’de farklı bir içerik kazanır.

Bedreddin’e ibadetin esas anlamı, namaz, oruç, zekat vb. biçimleri altında yapılırken, insanın bütün kötülüklerden arınması, Tanrı’ya kavuşmasıdır. İbadet ancak bütün kötülüklerden ve özellikle bütün çıkarlardan arınmış bir gönülle yapılması gereken ahlaki bir sorundur.

“Birtakım insanlar, birtakım insanlara taparlar, kimi altın ve gümüş paralara, kimi yenilecek, içilecek nesnelere tapar da Tanrı’ya taptığını sanır”

derken, ibadetin dışa dönük bir görevin yerine getirilmesi, bir çıkarın sağlanması, cennete gidilmesi amaçlarıyla yapılmasını açık bir dille reddeder. Bedreddin’e göre Tanrı’ya ya da başka bir deyişle Tanrı’nın bir görünüşü niteliğine kavuşma çabasındaki insana yakışan, mülk ortaklığının olduğu bir toplum düzenidir.”

Nazım Hikmet 1936 yılında “Şeyh Bedreddin Destanı”nı yazdı ve bu sayede Şeyh Bedrettin sosyalist ve aleviler arasında çok tanınan biri haline geldi.

Şeyh Bedreddin dönemin eşitlikçi önderidir. Topluma gerçeği gösteren bir ışıktır. Ve o ışık hiç sönmemiştir.

“Ay ve güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur. Ekmek neden herkesin ekmeği değildir?”

“Yarin yanağından gayrı, her şey ortak olmalı”

Zülfü Livaneli – Şeyh Bedreddin Destanı

İhsan Eliaçık ile Şeyh Bedrettin İsyanı

Simavnalı Bedreddin belgeseli

Kaynaklar:
http://nazimhikmetmerkezi.com/cemal-kafadar-nurdan-arca-seyh-bedreddin/
Şeyh Bedrettin Ayaklanması – Sosyalist Barikat dergisi
https://www.wikiwand.com/tr/%C5%9Eeyh_Bedreddin
https://islamansiklopedisi.org.tr/bedreddin-simavi

Onur Akdoğan | Nisan 2019