Pir Sultan Abdal hakkında tarihi kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Onun hakkındaki mevcut bütün bilgi, yaşamı etrafında oluşmuş efsane ve rivayetlerden, halkın sözlü olarak aktardığı deyişlerden elde edilmiştir ki bu da pek yeterli değildir.
16. yüzyılın başlarında Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Banaz köyünde doğduğu tahmin edilmektedir. Kanuni Sultan Süleyman ile İran Şahı I. Tâhmasb zamanında yaşamıştır.
O ruh girdi bana Haydar dost dedi, Yaradandan nasibini istedi
mısralarından asıl adının Haydar olduğu anlaşılmaktadır. Kendi soyunun Horasan’ın Hoy kasabasından geldiğini, “Benim aslım Horasan’dan Hoy’dandır” mısrasında belirtir.
Hikayelere göre çocukluğunda koyun çobanlığı yaparken rüyasında bir elinde bâde, bir elinde elma olan nur yüzlü bir ihtiyar görür, kendisine uzattığı bâdeyi saygıyla içer, elmaya uzandığı sırada ihtiyarın elinin içinde bir ben olduğunu fark eder ve onun Hacı Bektâş-ı Velî olduğunu anlar. Hacı Bektaş ona “Pir Sultan” mahlasını verir, şöhretinin her tarafa yayılmasını, sazının üstüne saz, sözünün üstüne söz gelmemesini dileyip gözden kaybolur.
Pir elinden bâde içtim
Doğdum elinize düştüm
Ak cenneti gördüm geçtim
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
dörtlüğünde bu rüyayı dile getirmiştir.
Pir Sultan Abdal, Şahkulu’nun etkisinde kalarak onun görüşlerini benimser. Osmanlı Devletinin Kızılbaşlara karşı sert önlemler aldığı dönemde düşünce ve inançlarını savunmaya ve yaymaya devam eder.
Pir Sultan iyiliğin, güzelliğin, adaletin sembolü; her şeyden önce bozulmuş düzene karşı özlediği dünyayı dile getiren ezilen, sömürülen halkın sesidir.
Pir Sultan Abdal, Anadolu Alevileri arasında Yedi Ulular olarak bilinen Yedi Ulu Ozan’dan birisidir. Hatta en büyük üç ozandan biri olarak kabul edilmiştir.
Pir Sultan şiirlerinde genellikle Hz. Muhammet, Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin ve on iki imam muhabbetini işlemiştir. Alevi bir ozan olduğundan Hak-Muhammed-Ali motifini kullanmıştır. Alevi geleneklerine bağlı bir dergâh ortamında yetişmiştir.
Pir Sultan, deyişlerinde halk özlemlerini ve dertlerini dile getirdiği için, bunlarda ideolojik bir içeriğin bulunması doğaldır. Özellikle yöneticilerin halka uyguladığı zulüm ve bunun yarattığı adaletsizlikler, toplumsal eleştirinin en önemli maddesidir.
Şol icra Tanrısı yatmaz uyumaz
Kimsenin hakkını kimsede komaz
Hünkâr sağır olmuş ünümü duymaz
Masumlar boğduran padişahım var
Pir Sultan; deyişlerinde yeni bir dünya yaratmış ve bu yeni dünya düzenine özlemini siyasi, sosyal, ekonomik olarak bozulmuş devlet ve dünya düzenine ve bu düzenin devamını sağlayan uygulayıcılarına yani Hızır Paşalara, kadılara, müftülere ve hatta padişaha çok açık bir şekilde karşı çıkarak göstermiştir.
Koyun beni Hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdanKadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kemend işte boynum asarsa
İşte hançer işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Rüşvet yiyen, yalandan keyfî fetvalar veren kadıların; ozanın asılmasını emreden, haram yemekten korkmayan, hak söyleyeni cezalandıran zalim düzene karşı çıkmıştır.
Kadılara, müftülere güvenmediği için “Hak davasını” öte dünyaya bırakan Pir Sultan, orada kendisine Hz. Muhammed’i ve Hz. Alî’yi vekil kılar ve bunu şu dizelerle dile getirir:
Ben de şu dünyaya geldim giderim
Kalsın benim davam divana kalsın
Muhammed Ali’dir benim vekilim
Kalsın benim davam divana kalsın
Zulmün, nefretin, karanlığın ve zalimin karşısında duran bir Alevî-Bektaşi olan Pir Sultan’ın toplumsal bilinçle yüklü deyişleri de söz konusu zıtlıklar üzerine kuruludur.
İdeal dünyanın yöneticisi olarak düşünülecek kişi mutlaka bir Şah’tır. Ancak Şah,farklı kimliklerde ortaya çıkabilir. Her zaman Hakk’ı gözeten Şah, bazen Hakk’ın kendisi iken, bazen Hz. Muhammed, bazen Hz. Alî, bazen Hz. Alî’nin soyundan gelen On İki İmamlardan biridir. Ayrıca Alevî-Bektaşîlerin Hz. Muhammed’in “O şahıs dünyayı zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.” hadisinde sözünü ettiği, şeytanî bir düzen kurmaya çalışan Deccal’ın hakkından gelecek; tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur, mutluluk ve refah getirecek kutlu bir şahıs olarak yorumlanan Mehdî’nin de On İki İmamın sonuncusu, babası Hasan Askerî’nin ölümünden sonra halktan gizlenen İmam Muhammed Mehdî (868-?)
olduğuna inanırlar.
“Şah” kavramı gibi “Mehdi” kavramı da adeta beden değiştirebilen bir ruhtur ve geçişken bir özellik taşır. Bu nedenle Pir Sultan deyişlerinde yalnızca Şah’a değil aynı biçimde Mehdi’ye de umut bağlanır. Pir Sultan deyişlerinde açık bir şekilde fark edilen var olan ve ideal olan bu iki dünyanın nitelikleri, onların temsilcileri konumunda olan şahıslarla anlatılır. Bir tarafın lideri Şah veya Mehdî iken, diğer tarafın lideri Yezit’tir.
“Şah”ın Hz. Alî olduğuna inanan Pir Sultan çoğu zaman Yezit’e ve Yezitlere lânet eder. Söz konusu Şahlar-Yezitler karşılaştırması birçok deyişte son derece belirgindir.
Tabipsiz yaraya merhem sarılmaz
Mürşit olmayınca pire varılmaz
Yüz bin tabur kursan Yezit kırılmaz
Eli Zülfikârlı Al’olmayınca
Şahlar Şahı Hz. Alî’nin kimliği, Alevî-Bektaşî kültüründe önem arz eden birçok kişiye taşınmış, onun etrafında bir dünya şekillenmiş ve Hz. Alî âdeta kutlu bir şahıs olmaktan öte bir Tanrı’ya dönüşmüştür. Çünkü Alî âlemin özüdür Pir Sultan’da Hz. Alî sevgisi Tanrı sevgisine benzer. Bu sevginin büyüklüğü de bazen onunla bütünleşmeyi doğurur.
Pir Sultan’ım şu dünyaya
Dolu geldim dolu benim
Bilmeyenler bilsin beni
Ben Ali’yim Ali ben’im
Tanrısal aşkla yanıp kavrulan Pir Sultan, özlemle Hz. Muhammed’in nurunu, Şah-ı Merdan Alî’nin yerini arar. Onda Şah’a duyulan özlem çok büyüktür:
Şah’ın ayağına varsam
Hayırlı gülbengin alsam
Kızıl Irmağa gark olsam
Çağlasam aksam yalınız
Pir Sultan deyişlerinde, devlet düzenini ve toplumun bozulmuşluğunu eleştiren, bu düzenin yöneticilerini yerden yere vuran, ideal bir topluma özlem duyan ve bu topluma ulaşmak için gereken mücadelede Osmanlı padişahlarına karşı Safevî şahlarını tutan bir ideoloji bulmak zor değildir.
Çeke sancağı götüre
Şah İstanbul’a otura
Frenk’ten yessir getire
Horasan’da sala bir gün
mısraları ile Osmanlı zulmüne karşı İran Safevî şahı taraftarı olduğunu dile getirmiştir.
İran şahının tahriki ile Osmanlı Devleti aleyhine olan isyana katıldığı ve İran lehine casusluk yaptığı gerekçesi ile Sivas Valisi Deli Hızır Paşa’nın emriyle Banaz’dan Sivas’a götürülüp Paşa Kalesi’ne hapsedilir. Hızır Paşa, sorgulama sırasında tâvizsiz bir tutum takınan Pir Sultan’ı Toprakkale’ye nakleder ve durumu Osmanlı sarayına bildirir. Saraydan gelen emir üzerine bugünkü Sanayi Çarşısı karşısında Kesimevi’nin bulunduğu Surdibi’nde 1590 yılında idam edilir. İdam edildiği yer halen “Darağacı” diye anılmaktadır.
– Onur Akdoğan
Kaynaklar:
http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/gulseren_ozdemir_iki_devlet_karsisinda_pir_sultan_abdal.pdf
https://islamansiklopedisi.org.tr/pir-sultan-abdal
http://www.huseyingazi.org.tr/m/makale.asp?id=40&pir-sultan-abdal https://edebiyatvesanatakademisi.com/tasavvuf-edebiyati-asik-ve-divan/pir-sultan-abdal-in-hayati-ve-edebi-kisiligi/1036
Onur Akdoğan | Mayıs 2019