Hazar Türkleri

HAZAR İMPARATORLUĞU (468-965)

hazar imparatorluğu harita

İsa sonrası V-XI. yüzyıllar arasında yaşadıkları ve büyük bir devlet kurdukları kesinlikle bilinen Hazarların, hiçbir iz ve eser bırakmadan tarih sahnesinden silinmiş olması mantıken mümkün görülemez. Cumhurbaşkanlığı Forsu”ndaki 7. yıldız ve bayrak Hazar Kağanlığı”nın bayrağıdır.

Hazarların etnik kökeni hakkında kesin bir kanıt olmamakla beraber bu konuda araştırma yapmış bazı SSCB’li tarihçilere göre, Kuzey Kafkasya’nın yerli halklarından biridir. D.M. Dunlop ve P.B. Golden adlı araştırmacılarsa Hazarların, Tiele veya Uygur soyundan geldiğini kabul etmektedirler. 558’den sonraki yıllarda Sasanîler’le savaşa girişmiş Kafkaslar’ın hakimi bir kavim olduğu bildirilen Hazarlar, (daha doğrusu Sabarlar) “Hazar” adı ile 586’da Bizans’ta iyice tanınmış, fakat aynı zamanda “Türk” olarak anılmışlardır. Çin kaynaklarında “Türk-Hazar” (T’u-küe Ho-sa-K’o-sa) adı ile zikredildiği ortaya çıkmıştır.

Hazar adının Türkler’in Sibir diye adlandırdıkları kavime İranlıların verdikleri isim olduğunun yazılmış olması bu kanıyı güçlendirmektedir. Hazarlar’ın Türk oldukları konusunda tüm tarih kaynakları anlaşma içindedir. Ne var ki, nereden geldikleri konusunda değişik yorumlar ve görüşler bulunmaktadır.

Gürcü kaynaklara göre Hazarlar, bu bölgeye İsa öncesi devirlerde gelmişlerdir. Gürcü tarihlerine göre Gürcü kralı Mirvan (M.Ö. 167-123) Hazarlara karşı savaşmıştır. Ermeni vb. kaynaklara göre Hazarlar, Milattan sonra II. yüzyılın ilk dönemlerinde Ermenilere karşı savaşmışlardır.

hazar bayrağıM.S. III. Yüzyıldan itibaren Hazarları bazen Roma İmparatorluğu, bazen de Pers İmparatorluğu saflarında savaşırken görürüz. V. Yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan Avarların bir süre Hazarlara hakim olduklarını tespit ettiğimiz gibi, VI. Yüzyılda Hazar-Pers savaşlarının giderek arttığını, sonunda Anuşirvan tarafında Bab el-Ebvab’ın Hazarlardan korunmak üzere inşa edildiğini görüyoruz. VI. yüzyılda bir süre Göktürk devletinin hakimiyeti altına giren Hazarlar, çevrelerindeki Sabir ve Sargur kütlelerini de bünyelerine alarak Göktürk Devletinin batı kolu şeklinde 558 yılında Hazar Devletini kurdular. (Hazar Bayrağı sağda)

Bu zamana kadar teşkilatlı bir devlet, görünümü vermeyen ve sadece akını bir hüviyette görünen Hazarlar, bundan sonra belli bir devlet teşkilatına ve sistemine kavuşmuşlardır. 558 yılından 620 yılına kadar olan dönemde Sabir, Saragur, Semender, Belencer vb. Kuzey Kafkasya kabileleri üzerinde hakimiyet sağlayarak bir kabileler federasyonu şeklinde Göktürklere bağlı olarak yaşayan Hazarlar, 627 yılında Göktürk devletinin yıkılmasından sonra 630 yılında bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmıştır.

965 senesinde Rus, Bizans ve Peçenek müşterek saldırısı karşısında dayanamayan Hazar devleti, Rusların eli ile bu tarihte çökertilmiş ve bir daha kendine gelememiştir. Şöyle veya böyle 1030 yılına kadar ayakta kalabilen Hazar devleti, çevredeki diğer Türk boylarının da saldırıları neticesinde bu tarihte devlet varlığını kaybetmiş ve tarih sahnesinden silinmiştir.


Hazar İmparatorluğu, tarih sahnesinde görünen en uzun ömürlü Türk devletleri içinde yerini almıştır. Önceleri iki buçuk yüzyıl süre ile Belencer kentini başkent yapmışlardır. İmparatorluk genişleyince bu kez de Volga kenarındaki İdil kentini yeni başkent olarak gene iki buçuk yüz yıl kullanmışlardır. İdil kenti zamanımızda Astırhan adı ile yaşamaktadır. Hazarlar Orta Asya’dan gelerek yeni ülkelerine yerleştikleri zaman buralarda yaşayan Türk boylarını da kendilerine bağlamışlar ve böylece güçlenerek kısa zamanda bağımsız bir devlet kurabilmişlerdir. Önceleri Kuzeydoğu Kafkasya’da ve Dağıstan’da yaşayan Hazarlar sonraları daha kuzeye çıkmışlar, Hazar Denizi’nin kuzey kısımları, Volga Ovası, Kuban bölgesi ve Kırım civarını da alarak sınırları içine katmışlardır. Hazarlar daha sonraları hem Kuzey Asya’ya hem de Doğu Avrupa’ya doğru genişleme göstermişler ve bu bölgelerde yüzyıllarca etkili olmuşlardır.

Başlangıçta Aral Gölü’nün güneyindeki Harzem bölgesi de Hazarlar’ın sınırları içinde yar alıyordu. Bulgar boyları ile daha sonraları Macaristan Krallığı’nı kuran Türk Arpad boyu da Hazarlar’ın birer kolu idi. Arpadlar Hazarlar’ın Kabar kolunun uzantısı olarak tarih sahnesine çıkmış ve daha sonra Avrupa’ya göç ederek Hunlar ile Avarlar’ın kalıntıları üzerinde bir Macar Krallığı kurmuşlardır.

Hazarlar’ın başına geçen kağanların adları biliniyorsa da bunların saltanat süreleri kesin olarak saptanamamıştır. Eldeki bilgilere göre Hazarlar’ in kağanları şu sıra ile tarih sahnesine çıkmışlardır.

1. Bulan (620-630) / 2. Ubaca / 3. Hizkiya / 4. I.Menaşe
5. Hanuka / 6. İshak / 7. Sabulon / 8. II.Menaşe / 9. Nişi
10. I.Harun / 11. Menahem / 12. Benyamin / 13. II.Harun
14. Yusuf (931-965)

Bu sıranın yanı sıra, 650 yıllarında Hazar devletini kuran kağana bazı kaynaklarda Hazar Han adı verildiği görülmektedir. Değişik kaynaklar başa geçen kağanları anlatırken değişik adlar da kullanmıştır.

Hazarlar, Kafkasya ve kuzeyinde genişledikten sonra hem Doğu Avrupa’ya, hem de Anadolu’ya doğru çeşitli akınlar düzenlediler. Bu akınlar sırasında Anadolu’nun doğu kısımlarında bazı bölgeleri ele geçirdiler. Gürcistan ve Azerbaycan’ı aldılar. Bir süre sonra bu bölgeye Arap orduları geldiler. Araplar Hazarlar’a karşı sefere çıktılar. Hazarlar bir kez daha bu orduyu geri püskürttüler.

Araplar Bizans’ı kuşattıklarında, Hazarlar da Bizans’ın dostu olarak Kafkasya’nın güneyine doğru inmeye başladılar. Bunun üzerine Araplar yeni bir ordu toplayarak Hazarlar’ın üzerine gittiler ve Kafkasya’yı geçerek Hazar başkenti Belencer kentini aldılar. Araplar başkenti talan ettiler ve çok miktarda ganimeti ülkelerine götürdüler. Hazarlar bir süre sonra toparlandılar ve yeni bir ordu ile başkentlerini geri alarak Arapları ülkelerinden kovdular. Bu hızla güneye inen Hazar orduları Diyarbakır’a kadar geldi. Bir süre sonra Araplar yeniden Hazar seferine çıktılar, başkent Belencer’i ikinci kez alarak diğer büyük Hazar kenti olan Semender’e kadar ilerlediler.

Araplar Hazarlar’a karşı büyük bir saldırıya geçtiler, İslam orduları Hazar ülkesinin ortalarına kadar geldiler, Volga kıyılarını tutan Hazar ordularını dağıtarak Hazar Kağanını zorla Müslüman yaptılar. Canını kurtarmak karşılığında Hazar Kağanı Müslüman oldu. Kağana Müslümanlığı öğretmek için din adamları gönderildi ve zorla Müslüman yapılmaya çalışıldı. Kağan bir, iki yıl Müslüman olmuş gibi göründüyse de aslında olmadı ve Müslümanların baskılarına karşılık bir süre sonra Yahudilik dinini benimsedi. Et ve şaraba düşkün olan Kağan bir türlü Müslümanlığı kabullenemedi.

Hazar Hanlığı harita

Hazar ülkesini kendine bağlayan İslam Komutanı Mervan bir süre sonra iç karışıklıklar yüzünden ülkesine dönmek zorunda kaldı. Emevi ve Abbasi çekişmeleri Müslümanlığın fetih gücünü azalttı. Hazarlar da bu durumdan yararlanarak yeniden toparlandılar ve kendi bölgelerinin en güçlü devleti oldular. İslam orduları bir yandan Bizans’ı zorlayarak ve İstanbul’u iki kez kuşatarak Avrupa’ya geçmek isterken, diğer yandan da Hazar ülkesini zorlayarak Kuzey Karadeniz yolu ile de Avrupa’ya dinlerini yaymak istiyordu. İslam orduları iki kez Hazar ülkesinin içine kadar gelmelerine karşın, Hazarlar’ın direnmeleri yüzünden daha ilerilere gidememişler ve bir süre sonra karşı saldırılarla karşılaştıkları için de geri çekilmek zorunda kalmışlardı.

İslam orduları ile sürekli savaşan Hazarlar Bizanslılarla dostluk ilişkileri içinde olmuşlardır. Saraylar düzeyinde kız almışlardır. Bir Bizans İmparatorunun anası Hazar prensesi olduğu için Leon Hazar adını taşır. İslam orduları Bizans’a saldırdığı zaman Hazarlar güneye iniyorlar, Hazar ülkesine saldırdığı zaman da Bizans orduları Doğu Anadolu’ya çıkıyorlardı. Böylece bu iki devlet İslam ordularına karşı birbirlerini korumuşlardır. Ayrıca Sasaniler’in Bizans’a saldırıları karşısında gene Hazarlar Bizans devletine yardımcı olmuşlardır. Hazarlar Bizans İmparatoru’na askeri yardım göndererek Sasani ordusuna yenilmesini önlemişlerdir.

630 yıllarından sonra bağımsız hakanlık dönemine giren Hazarlar, Bizans ile yine karşılıklı dostluk anlaşmaları imzalamışlardır. Karadeniz’in kuzeyindeki büyük Bulgar devleti Hazarlar’ın genişlemesine dayanamayarak yıkılmış ve Bulgarlar Doğu Avrupa’ya göç etmişlerdir. Bulgarların Doğu Avrupa’ya göç etmeleri ve bölgede yeniden güçlenmeye başlamaları üzerine, Bizanslılar Bulgarlara karşı Hazar devletiyle yine anlaşma içinde olmuş ve bu denge içinde, Doğu’dan ve Batı’dan gelen saldırılara karşı koyabilmiştir. Bizans devleti uzun ömürlü olmasını Hazarlar’a borçludur.

Abbasilerin başa geçmesiyle birlikte İslam ordularının fetih gücü düşmüş ve Hazar-Arap çatışması da gerilemiştir. Bununla beraber Hazar orduları güneye akınlar yapıyorlardı. Harun Reşit zamanında bir İslam ordusu Hazarlar’ı geri püskürtünce Hazarlar Arap ülkesine doğru akın yapmaktan vazgeçtiler. Hazarlar güney sınırlarında Araplarla uğraşırken, doğu sınırlarında ciddi bir saldırı veya sorun ile karşılaşmadılar. Bulgarları Doğu Avrupa’ya göçe zorladıktan sonra doğu bölgesinde Hazar devleti uzun süre rahat etti. İslam orduları ile savaşması nedeniyle, Bizanslılar Hazarlar’a Kırım bölgesinde anlayış gösterdiler ve onların Karadeniz’in kuzeyinde genişlemelerine pek ses çıkarmadılar.

Bizans’ın iç kargaşalıklarında Hazarlar’ın da öne çıktığı görülmüştür. Taht kavgalarında yitiren tarafın Hazar ülkesine kaçtığı ve daha sonra da Hazar ordusunun desteği ile İstanbul’a gelerek yeniden tahta çıktığı görülmüştür. Bizans devleti sürekli entrikalar içinde olduğundan, geri tepen siyasal oyunlarda zayıf kalanların hemen Hazarlardan yardım istemesi gibi durumlar çok görülmüştür. Bizans ile iyi ilişkilerini sürdüren Hazarlar, düzenli bir orduya sahip oldukları kadar, Orta Asyalı karakterleriyle de gelişmiş bir devlet yapısını örgütleyebilmişlerdir. Nitekim, İslam ordularının iki kez ülkenin içine girerek başkenti almalarına karşın Hazar devletinin çökmemesi, aksine giderek güçlenmesi ve V. yüzyıl boyunca güçlü bir imparatorluk olarak sürmesi, Hazar devletinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

Hazar devletinin sona ermesine yol açan sebepler, Kuzey Karadeniz’de Rusların ortaya çıkması ve Selçuklu Türkleri ile Kıpçak Türklerinin bu devlete sürekli saldırılar düzenlemeleri sonucunda ortaya çıktı.

Hazarların diğer kavimlere en büyük hâkimiyet sürdüğü zaman 9’uncu asırdı, Slavlar, Macarlar, Peçenekler, Burtalar, kuzey Kafkas Hunları ve diğer kavimler kontrolü altındaydı ve bu kavimlerden vergi alınırdı. Tüm bölgenin Hazarların yetkisi altında olduğu için, o bölgenin denizi “Hazar Denizi” diye isimlendirilmiş, bugün bile Türk dilleri, Farsça ve Arapçada bu isimle bilinir (Arapçada, “Bahr-ul-Khazar”; Farsçada, “Daryaye Khazar”).

HAZAR KAĞANLIĞI

hazar kaganligi

Göktürk İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra batı kanadı, Don-Volga-Kafkasya üçgeninde 650 yılında Hazar Devletini (Hazar Kağanlığı) kurdular, başkentleri İtil, Etel veya Belencer”di. Hazar kelimesi Türk kökenli bir kelimedir ,( gazar, kezer, gezer) kökünden olup göçebe, dolaşan anlamına gelmektedir. Hazarlar kendilerine Sabar demişlerdir.

Hazarlar, bizim de içinden çıktığımız Oğuz boyundandırlar, 400 yıl boyunca Hazar denizi ile Karadeniz arasında devlet olarak varlıklarını sürdürdüler. Hazar Türkleri alfebe olarak Orhun yazıtlarının alfebesi olan Göktürk alfabesini kullandılar, Türk dilinin Kıpçakça lehçesini konuşurlardı. Bu lehçe Türk dili içinde Oğuz lehçeleri gurubunda yer alır ve en çok konuşulan gurubu oluşturur. Konuşulan bölgeler ise: Türkiye, Azerbaycan, Irak Türkmenleri, Batı Avrupa, Bulgaristan, Gagauzya-Moldovya ve Doğu Türkistan”dır. Hakanlarına, Büyük Kagan, Kagan Beg, Hakan Beg, Şad Tarkan, Yabgu diye hitap ederler. Şehirlerinin adları Saksın, Sakarkent, Yüzkent, Begkent (Beykent), Hakanlarının adları da, Bulan, Ubaca, Bünyamin, Yusuf ve Sabutay”dır.

Türk Hazar devleti çağının ve doğu Avrupanın en mühim ve en modern devletlerinden biri idi. Bu gün Cumhurbaşkanlığı forsundaki 7. yıldız ve 7. bayrak Türk Hazar Kağanlığını temsil etmektedir.

Önceleri Gök Tengri ve Şaman inancına sahip olan hazarlar 780 yılında, diğer Türk devletlerinin Müslümanlıkla yavaş yavaş tanıştığı yıllarda, bir taraftan Müslüman Arapların, diğer tarafta Hristiyan Bizansın baskılarından kurtulmak için Museviliğin 12 mezhebinden biri olan Karaim mezhebini kabul ederek Museviliği seçtiler.

Karaim mezhebi Hazarların daha önceki dinleri Şamanizmle benzerlikler göstermekte idi . Tarihte Yahudiliği kabul etmiş tek Türk topluluğudur. Tarihçiler Hazarların Yahudiliği kabul etmesinin altında siyasal nedenlerin yattığında birleşirler. İslam dinini kabul etmek Halifenin emri altına girmek demekti, Hristiyanlıkta ise kilisenin bağımlısı haline gelmek tehlikesi vardı, bu dini kabul etmekle Halifenin ve Bizansın baskısından kurtulacaktı. Arthur Koesler “Onüçüncü kabile” adlı kitabında ” Hazarlar sekizinci yüzyılda en parlak dönemini yaşamışlardır, ekonomik ve askeri bakımdan güçlü olmasalardı Yahudiliği alamazlardı.” demiştir. Çevredeki bazı komşu devlet ve kırallıklar Hazar Kağanlığına “Yahudi Krallığı” da demişlerdir.

İsrailoğullarının dini olan Museviliğin 12 mezhebi vardı, bu mezhepler, Nuh peygamberin oğlu “Sam”ın torunlarından Yehuda”nın oniki oğlunun kabilelerine ait mezheplerdi, bütün dünyadaki Yahudilerin ve Doğu Avrupa Yahudilerinin bu 12 kabileden geldiğine inanılırdı.

Kendisi de , Macaristana göç eden Hazar Türkü ve Yahudi bir ailenin çocuğu olan yazar Arthur Koestler “Onüçüncü Kabile” adlı kitabında bunun böyle olmadığını, Doğu Avrupa (Aşkenaz) Yahudilerinin Türk kökenli Hazarlar olduklarını yani 13. kabileden geldiklerini savunmuştur. Hazar Kağanı Yusuf Yabgu, İspanyollara yazdığı bir mektubunda soyunun Nuhun üçüncü oğlu Yafes”in torunu ve Türklerin atası sayılan “Turg-arma” (dilbilimciler “Türk” olarak okurlar) dan geldiğini yazmıştır.

Zamanla zayıflayan ve eski ekonomik ve askeri gücünü kaybeden Hazarlar komşu devletlerin ve Rusların saldırıları ile 980 yıllarında dağılmıştır., 1100 yıllarında da tarih sahnesinden tamamen silinmişlerdir.

Dağılan Hazarlar artık gittikleri yerlerde Hazar Türkü değillerdir. Bağlı oldukları mezhepten dolayı onlara Karay Türkleri, konuştukları Türkçe’ye de Karaim Türkçesi denildi, bu mezhebin tamamı zaman içinde Türklerden oluştuğu için “Karaim” sözü bir mezhebi ifade etmekten çok, Yahudi Türkleri anlatan bir terim oldu.

Osmanlı Dönemi Karay Türkleri

Hazar İmparatorluğunun dağılması ile Kırım’a giden bir kol burada bir müddet varlıklarını sürdürürler, daha sonra buradan Rusların baskısı ile bir kısmı direk İstanbul’a bir kolu da önce Romanya’ya oradan Edirne’ye gelir. Fatih Sultan Mehmet Edirne’ye gelen bu kolu İstanbul’a getirtir.

İstanbul yeni fethedilmiştir, harap bir haldedir yeni binalar yeni eserler yapılması gerekmektedir, Karaim Türkleri bu işlerde yetenekli ve ustadırlar. İstanbul’a getirilenler daha önce bir şekilde gelmiş olanların oturduğu Eminönü Yeni Cami bölgesine ve Karaköy’e yerleştirilirler. Karaköy’e yerleştirilen Karayların oturduğu yer anlamında halk buraya Karayköy der, sonraları söylene söylene Karaköy olur.

1560 yıllarında Eminönü’ndeki yeni Cami’nin yapımı sırasında Karaim Türkleri buradan diğer Yahudi cemaatlerin yaşadığı Hasköy’e yerleştirilirler. Eminönü ve Karaköy’den gelen cemaat burada bulunan Karay mabedinin etrafında toplandılar.1918 yılında çıkan bir yangından sonra Hasköy’den de dağıldılar.

turk karaim turkleri

Hasköy’de sadece Kenesa’ları,(mabetleri) ve mezarlıkları kaldı. Bugün azda olsa küçük bir Karay Cemaati Hasköy’de yaşamaktadır her Cumartesi ibadethanelerinde ayinlerini yapmaktadırlar. Karayların ibadethanelerinin adı “Kenesa” dır. Allah’ın adını “Tengri” olarak anarlar, nadiren “Alla” adını kullanırlar. Son zamanlarda Kırım Karayları, İstanbul’dakileri maddi ve manevi olarak desteklemişlerdir. Karaylar İstanbul’da İstanbul Türkçesinin dışında, Karay Türkçesinin Trakay-Galits ağzını konuşmaktadırlar. Atatürk 1934 yılında yapılan Türk Dil Kurultayı’na Karaim Türklerini de çağırmıştı.

Bugün dünyada 30.000 kadar Karaim Türkü vardır. Bunun bir kısmı İsrail’de Amerika Rusya, Polonya, Macaristan Litvanya ve Estonya ve Türkiye’de yaşamaktadır.

Discovery Kanal da “Kültür vasıtasıyla ulaşmak, kaybolan diller” ara spotlarında Litvanyadan konuşan Karaim Türkü kız, anlaşılır bir Türkçeyle,”Biz Karaim Türküyüz, altıyüzyıl önce Litvanya”ya göç etmek zorunda kaldık”, o günden bu yana örf ve adetlerini koruduklarını elli aile kadar kaldıklarını dillerini yaşatabilmek için büyük çaba sarfettiklerini anlatmakta ve çiğ börek tarifi yapmaktadır. Arka fonda bir kadın Karayca bir türkü söylemektedir bu türkünün Türkçe versiyonu ise “Şu limandan yük yükledim gemim dolmadı” dır. Ne yazıktır ki, binlerce kilometre uzakta dilimizi konuşan “Ben Karay Türkü’yüm” diyen kızın sözlerini “Ben Karay’ım” diye tercüme etmişler.

Geçen yıllarda ülkemizde yapılan Eurovision şarkı yarışmasında Litvanya’yı Karaim Türklerinden bir grup temsil etti. Fakat TRT spikeri, topluluğu değişik bir dil konuşan Litvanyalı küçük bir azınlık diye takdim etti. Basında da bu konuda bazı gazetelerde cılız iki satır haberden başka bir şey çıkmadı.

Türkiye’de Karay Türklerinin sayısı 1985 yılında 150, 1995’te 90, bugün de 80-90 kişi olarak tahmin edilmektedir. Kendilerine “Karaist” demektedirler

Karaim Türkçesi ile yazılmış yazılar

Sahyšlar

Ėrtia turup üvdian čychtym,
Biezdi kiezmia oramlarda,
Suv kyryjha diejin kieldim
Bijik tavnyn tabanynda.

Kimgia ajtym sahyšymny,
Tiuviul-mia bu tolhunlarha,
Nie jel siuriadir alarny
Astry jyrach kyryjlarha.

http://daugenis.mch.mii.lt/karaimai/kalba3.htm

 

karaim turkce alfabe harf

Bir Karay atasözü şöyle der.

“Kısme bolsa eger bu kaderi ile”

(Kaderlerinde varsa kısmet olur)

 

 

 

 

hazar turk

 

Hazarların kullandığı Göktürk Alfabesi ile “TÜRK” sözcüğünün yazılışı (solda)

 

 

 

 

“Geniş bölgelere dağılmış olan Yahudi halkının bütün yaşanmış tecrübelerinden hiçbir tanesi Hazarlarınkinden daha olağanüstü değildir.” – Nathan Ausubel, Pictorial History of the Jewish People (1953)

“Hazar halkı ortaçağı için değişik bir fenomendi. Yabani ve göçebe kabileleriyle donanmış Hazarların, gelişmiş devletlere ait bütün avantajları vardı. Yapılanma, hükümet, geniş ve başarılı ticaret ve kalıcı ordu, O zamanlarda geniş fanatiklik ve cahillik onların Batı Avrupa’daki idaresine karşı koyduğu zaman, Hazar devleti adaleti ve hoşgörüsüyle ünlüydü. İnançları için eziyet çekmiş insanlar her yönden Hazar İmparatorluğuna sığınmışlar, Avrupa’nın karanlık ufuklarında yıldız gibi parladı ve hiç bir iz bırakmadan soldu.”
– V. V. Grigoriev (1835; 1876 ‘lı kitabı Rossiya i Aziya, “O dvoystvennosti verkhovnoy vlasti u khazarov” yazısı, 66’ncı sayfa)

hazar yahudileri

“Gerçi Museviler her yerde hüküm altındaydılar, ve dünyanın çoğu yerinde eziyet çekmiş, ortaçağın içinde bir tek Hazar İmparatorluğu’nda Museviler kendi hakimiyetini sürmüşler…. Dünyadaki baskı altında olan Museviler için, Hazarlar gurur ve umut kaynağıydı onların varlığı ispatlandı ki Tanrı insanını tamamen terk etmedi.”
– Raymond Scheindlin, The Chronicles of the Jewish People (1996)

Onur Akdoğan | Mart 2019